Atalarımız neler demiş?

Hep uzun uzun yazıyorum. Biraz da kısa ama öz yazayım dedim. Bakalım becerebilecek miyim.. Bizim sülale efradının (ki biraz Kayseri biraz Mersin diyebilirim özetle) ve çevresinin çok güzel sözleri vardır, uzun zamandır onlardan bahsedeyim diyorum. Hangisine atasözü deyip hangisine diyemeyeceğimize bırakalım TDK karar veredursun, benim çok hoşuma giden ve çoğu kez “cuk oturan” bu söz öbeklerine burada yer vereyim istedim. Kaynak veremiyorum ama bu kadar uyumlu söz öbeklerini ben uydurmuş olamayacağıma göre mutlaka doğrudur diyebilirsiniz. Yok diyemiyorsanız bunu da benim dehama yorun. (“Yer demir gök bakır” uygun bir sözümüz oldu buraya değil mi :) ) Neyse, güya kısa yazacak idim. Bir uyarıda bulunayım tabii. Burada kullanacağım kelimeler, bizim atalarımızın yapısına uygun olarak “günümüz terbiye sınırları” haricindedir. Ona göre okuyunuz veya okumayınız!!!

İşte benim atalarımın sözleri ve onların anlamlarına dair yorumlarım:

  • “Anan ne koca gördü ki: Ali, Veli, dört de ondan evveli, Ramazan, Şaban, bir de rahmetlik baban”

Bu sanıyorum Kayseri yöresinden. Anlamı net değil mi? Bu sözü ben genelde karşımdaki aslında kendi yaptığı çok kötü bir şeyi olduğundan daha önemsiz veya daha az kötü gibi anlattığında söylüyorum. Kullanım yerini daha da netleştirmek için maalesef dilim dönmediğinden örnek vermem gerekecek. Misal, karşımdaki insan içilen biraların üstüne otuz tane midye yemiş olsun fakat bundan bahsederken “Ne kadarcık yedim kii, topu topu otuz tanecik” diyerek olayı normalmiş gibi göstermeye çalışsın. Ben de direk bu lafı yapıştırsam hem eğlenmiş hem de bu atasözümüzü doğru kullanmış olurum.

  • “Ben çektikçe kuşağıma, o iniyor daşşağıma”

Gerçi bunu da tahmin etmişsinizdir ama ben yine de açıklayayım. Kendine gerçekteki kıymetinden daha çok değer verildiği farkedilen insanlara böyle demeyi uygun görmüş atalarımız. Tabii daha TDK’vari bir açıklama şöyle olsa gerek: “Bir insana çok değer vermek ve o insanın bu verilen değere layık olmadığını ispatlaması”. Örnek bile veremeyecek kadar net bir atasözü bence. Mersin yöresinden sanıyorum.

  • “Ananız dert yesin, yarım yarım dört yesin.”

Bu da Mersin veya daha genellersek güney yöresinden. Tahminim, bu, buğday yetişen bölgelere ait bir atasözü.1 Annelerin çektiği cefayı anlatıyor gibi görünen bu atasözü aslında bir fıkranın son sözü. Ama ben atasözü olarak da kullanıyorum. Anne’lerin çektiği cefadan dertlendiği vefakat aslında bu cefanın karşılığını da bir şekilde aldığı durumları anlatıyor. Ben en iyisi bu kısa fıkrayı anlatayım da ne demek istediğine siz karar verin.

Bir kadının sekiz tane çocuğu varmış. Bir gün anne çocuklarına börek2 yapmaya karar vermiş ama malzemesi ancak sekiz tane börek yapmaya yetecek kadarmış. Börekleri pişirmiş ve çocuklarına bölüştürmüş. Çocuklar tam yemeğe saldıracak ki bir bakmış, kendi aç kalmak üzere. Bunun üzerine her çocuğun böreğinin yarısını kendine almış ve şu meşhur sözü söylemiş: “Ananız dert yesin, yarım yarım dört yesin”

Bu üç atasözünü sadece başlangıç olarak yazıyorum. Gerisi de gelecek ama bu yazı kısa olsun da birileri okusun diye burada kesiyorum. Benim anladığım anlamın yanlış olduğunu düşünüyorsanız bir yorum çakın, ben de burada düzelteyim.

1 Fıkrada bahsi geçen böreğin genelde kendi ununu kendi yapan bölgelerde yapıldığını düşünüyorum.
2 Burada börekten kasıt odun ateşinde ve saç üzerinde pişen, İstanbul sosyetesinin “gözleme” diye tükettiği, ancak kare değil de yarım ay biçiminde yapılan yiyecek türüdür. Anadolu’da bu yemek İstanbul’da yapılanlardan kat be kat güzeldir ve saftır(!). Böreği tepsi börek gibi düşünürseniz fıkra pek anlamlı olmayacağından aslını açıklayayım dedim.

Bu yazı Atasözü, Etimoloji, Tarih kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.