Geçenlerde spor üzerine bir şeyler okuyordum. Sağlıklı bir diyette üç öğün yerine en az beş öğün yemek yenmesini salık veriyordu. Belki aşinasınızdır buna zira yakın zamanda çeşitli doktorlar da sıklıkla bunu önerdi. Sağlıklı bir diyetin esasları arasında asla çok acıkmamak yer alıyormuş. Bunu hatırlayınca birden kafama dank etti ve kendi kendime sordum: Ulan biz niye günde üç öğün yemek yiyoruz ki? Bununla da yetinmedim. Yemek saatlerinin neden bu şekilde olduğuna da kafam takıldı. Birileri üşenmemiş, bizim için düşünmüş taşınmış, öğle yemeği şu saatte yenir demiş biz de o saatte yiyoruz öyle mi? Malum insan merak eden hayvandır. Ben de merak ettim. Üşenmedim, araştırdım.
Öğle yemeği ve akşam yemeği birer isim tamlaması olduklarından Türkçe üzerinden bir etimoloji araştırması yapmak pek mümkün olmazdı. Bu öğünlerin de eski adı varsa bile bu adları bilemediğimden ben de en iyi bildiğim ve en çok kaynak bulabileceğim ikinci dili, İngilizceyi denedim ve kısa sürede sonuca ulaştım. Lunch1 (Öğle yemeği) ve Dinner2 (Akşam yemeği) kelimelerinin kökenlerini araştırdım. Ve yemekleri bugün neden bu saatlerde yediğimize dair tatmin edici açıklamalar buldum. Bu yazıda bu kelimelerin kökenlerini vermiyorum dileyen yazının altındaki kaynaklardan detaylı bilgiye ulaşabilir.
İnsanoğlunun tarım toplumu olduğu dönemlerde, daha henüz feodal rejimler kol gezerken, insanın gününü belirleyen en önemli etken güneşin doğuşu ve batışıydı. Çalışan kesimin, yani esnaf ve çiftçi kesiminin büyük bir kısmı güneşin doğuşuyla uyanır iş başı yapar, güneş batmaya yakın da işini bırakıp eve dönerdi. Bu da kabaca sabah yedide başlayıp öğlen bir iki gibi biten bir mesai demekti (Kahrolsun Edison). Tahmin edeceğiniz gibi kahvaltının zamanı hiç değişmedi. Sabah kalkar kalkmaz yenirdi. Lakin iş öğle ve akşam yemeklerine gelince iş değişiyor. Bizim akşam yemeği dediğimiz, ecnebilerin ise “dinner” dediği öğün eskiden öğleden sonra yenirmiş.2,3 Yani saat bir iki civarlarında. Bu öğün günün ana öğünü olup tercihen arkadaşla eşle dostla yenirmiş hatta. Üstüne de biraz muhabbet edilir ve de yatmadan hemen önce yine ecnebilerin “supper” dediği öğün yenirmiş. Bu öğünde yenilenler genelde “dinner”da yenilen şeylerin artıkları olurmuş. E hani öğle yemeği, e hani “lunch”?
Aydınlatma olanakların ucuzlaması ve kalitesinin artması gibi sebeplerden mesai saatleri uzadıkça, çalışan insanların işi ile evi arasındaki mesafeler arttıkça, evin erkeği işten gitgide daha geç dönmeye başlamış. Eskiden iki gibi yenen “dinner” da, gitgide geç saatlere kaymaya başlamış. Evde beyini bekleyen kadınlar da bu bekleyiş uzadıkça daha beyleri gelmeden acıkmaya başlamışlar ve kendilerine bir ara öğün icat etmişler. Bu öğünün adı hafif gün ortası yemeği anlamına gelen “luncheon” imiş.1,4 (Daha sonra bu kelime değişerek bugünkü “lunch” halini alıyor). Bu öğün uzun bir süre sadece kadınlara özel kalmış. Hatta o kadar ki Wales prensi bu öğle yemeklerine katılmayı alışkanlık haline getirince “efemine” damgası yemiş ve aşağılanmış.1,3
Gel zaman git zaman, gerek öğünlerin arasının çok açılmasından, gerekse çalışmaktan kısa süre de olsa kaçmak için erkekler de öğle yemeği yemeye başlamış. Ve bir süre sonra şirketlerin mesai saatleri düzenlemesi sonucu bu üç öğün yemek yenir olmuş.
Görüldüğü gibi, kimse çıkıp da insanoğluna en faydalı öğün sayısı şudur, bu öğünlerin en faydalı olacağı saatler şunlardır diye oturup araştırma yapmamış. Biyolojik saatimizin oynadığı rol sıfıra yakın günümüzdeki yemek saatlerinin belirlenmesinde. Bunu öğrendiğimden beri kendime uygun yemek yeme saatlerini belirlemeye karar verdim. Şirketlerin biyolojik saatimle oynaması fikrinden hazzetmediğim gibi bunun bana zararı dokunduğumu da düşünüyorum. Size de kendi yemek saatlerinizi belirlemenizi öneririm.
Kaynaklar:
1 Lunch, Wikipedia
2 Dinner, Wikipedia
3 What Time is Dinner?, History Magazine, 2001
4 Lunch, Online Etymology Dictionary
RSS
Twitter
FriendFeed
Pingback: Buy Facebook Fans