Uzun süre önce, home-office çalışırken Starbucks ikinci ofisim gibiydi. Malum, evde çalışmak bazen çok can sıkıcı olabiliyor. Hatta Starbucks’a o kadar çok gittim ki, iş arkadaşlarım nerede olduğumu sorduğunda genelde “Starbucks ofisteyim” demeye başlamıştım. Starbuckslar, ergonomik masaları, fon müziği (lounge?) ve kahvaltısından öğle yemeğine yiyecek ve içecek opsiyonlarıyla tam da ideal bir ofis gibi aslında. Bütün bu rahatlıkların yanısıra maalesef çok büyük bir eksiği vardı, internet. Internet eksik değil diyeceksiniz tabii ama o zamanlar (ki o zamanlar taş çatlasa 6 ay önce oluyor), evinizde TTNet ADSL hattınız yoksa yarım saati 3.5 TL’ye internete bağlanabiliyordunuz. O zamanlar ADSL hattım da vardı lakin, o zaman da her ADSL hattı için ücretsiz olarak ayda sadece 3 saat bağlanabiliyordunuz (sahip olduğunuz pakete göre bu süre de değişiyordu).
Sıklıkla Starbucks ofisi kullanan biri olarak, ve de belki istekleri tükenmez bir tüketici olarak, Starbucks’a (daha doğrusu Türkiye versiyonu olan Shaya‘ya) bir e-posta sallayayım da şu interneti bedava yapsınlar dedim. Koskoca Starbucks senin demenle interneti bedava mı yapacak deyip noktalama işareti olarak fiyakalı bir küfür ekleştirdiğinizi duyar gibiyim. Ve diyorum ki evet. Neden mi bu kadar kendime güveniyorum? Buyrun işte nedeni:
Bir dönem Burger King Whopper’ının müdavimiydim. O dönemde ketçapları Kingtom diye bir markayla değiştirmişlerdi, ki o ketçap bildiğiniz tentürdiyot gibi kokuyordu. Kendilerine bir e-mektup atıp (ki o da Burger King değil tabii ki, Tab Gıda oluyor), “İkidir geliyorum, patatesleri de ketçabı da çöpe atıyorum. Lütfen şu ketçapları değiştirin, yoksa vallahi gelesim kalmadı” dedim. Birkaç gün içinde telefonla bana ulaşıp “Sizi anlıyoruz ama bu uluslararası bir karar” dediler. Başa gelen çekilir havasıyla bir kez daha gittim, hala aynı ketçap aynı iğrenç tat. Gerçi artık ketçap yerine barbekü sosu almaya başlamıştım ama hamburgerin içine de aynı ketçabı koyuyorlardı. O gün dellenip kasiyere sordum: “Yahu siz bu ketçabı seviyor musunuz allah aşkına?” Aldığım cevap “Ne yapalım, biz de yemiyoruz” oldu. Bunun üzerine bir e-mektup daha attım. “Bakın artık o ketçap değişene kadar gelmeyeceğim. Kasiyeriniz bile yemiyor.” temalı bu mesajımdan sonra da bir telefon görüşmesi, yine aynı şeyler. Lakin enteresan bir şey oldu ve koskoca Burger King, beni dinleyip ketçabı düzeltti. Mutlu ve kalorili günlerime geri döndüm ben de… (Evet biliyorum tek şikayetçi ben değildim, başkaları da şikayet etti ama biz şikayetçi olmasaydık belki de o iğrenç ketçapları yedirmeye devam edeceklerdi?)
Neyse, konuyu çok dağıttık. Starbucks’ta bedava internete girebilmek için epeyce bir araştırma yaptım. Diğer ülkelerde Starbucks kartı denilen bir kart ile günde 2 saat bedava internete girilebiliyordu, lakin o kart buralarda mevcut değildi. Ben de ben çılgın bir tüketiciyim deyip milyon dolarlık Shaya gıdayı kendime muhatap kabul ettim ve salladım e-postayı. Özetle şöyle bir şeylerdi:
“Starbucks’a haftada en az iki kere gidiyorum. İnternet’i bedava yapsanız emin olun çok daha sık giderim ve sadece benim aldığım kahveden elde edeceğiniz karla 2 mbit TTNet’i karşılayabilirsiniz. Bu kadar pahalı interneti de muhtemelen kimse kullanmıyordur”.
Ya da bu minvalde bir şeyler yazdım işte. Bana gelen cevabın (evet, cevap geldi) %50′si kendi web sitelerinde* yer alan ve zaten okumuş olduğum bilgileri ve %50′si ise “Biz biliyoruz, sürekli takip ediyor. Bir sürü insan kullanıyor” şeklinde savunmacı cümleleri içeriyordu. Bu arada yanlış anlaşılmasın, cevapları oldukça kibardı ama interneti fiyatlandırma politikaları “bence” yanlıştı. Ben de peki ne yapayım bari dedim ve yürüyerek gidebileceğim Starbucks yerine, Bağdat Caddesi’nde yer alan ve interneti bedava olan “Barnie’s”e gitmeye başladım.** Git gel dolmuş parası hala internetten kat kat ucuzdu. (Tabii yakınlarımdaki herhangi bir Türk yapımı kıraathane/cafe’ye de gidip bedava internetle çalışabilirdim ama oralarda gelip gelip çay lazım mı abi diyorlar ve o zamanlar sigara içmek de serbestti.)
Peki bu olaydan yıllaaar yıllar sonra, şey pardon aylar sonra bilin bakalım ne oldu? Evet doğru tahmin ettiniz. Starbucks’ta internetler artık bedava. Hatta şu anda bu yazıyı İstiklal caddesindeki bir Starbucks şubesinden yollamak üzereyim. Şimdi gördünüz mü ben neymişim? Evet, tüketiciymişim ve daima haklıymışım. Bugünlerde home-office çalışmıyorum ama Starbucks’a gittiğimde laptopuyla gelenlerin sayısının en az ikiye katlandığını görüyorum. Demek ki neymiş, glokalizasyon*** sadece Türk kahvesi yapmak demek değilmiş (bu arada ne kadar kötü değil mi o kahve de?) Son olarak Starbucks Türkiye’ye hitap edeyim de fazla uzatmadan bitireyim yazımı:
Ey Shaya gıda veya TTNet WiFi, burayı okuyorsan eğer, bil ki haklıymışım ama istediğim şeyi doğru ifade edememişim. Starbucks’larda internet bedava olsun ama lütfen QOS (Quality Of Service) de olsun. O ne diyenler olmasın diye Türkçe de yazayım: Interneti herkes eşit miktarda paylaşsın. Birileri evdeki kotalı internetini kullanmamak için gelip mp3 indirirken birileri bloglayamaz hale gelmesin. Bu da olsun söz ayda en az bir kez gideceğim Starbucks’lara.
* Artık internet bedava olduğu için sanıyorum ilgili bilgi kaldırılmış. Bu arada Firefox’la sitede gezinirken CSS sorunlarıyla karşılaştım. Bilginize.
** Barnie’s'in web sitesini bulamadım. Eğer siteleri yoksa bu, Barnie’s'in ayıbı olmuş doğrusu.
*** Marketing‘den de az biraz anlıyoruz yani!
RSS
Twitter
FriendFeed
Pingback: Starbucks kibarlığı elden bırakıyor mu? | Kirpi'nin Yeri
Pingback: buy facebook fan page likes