Ben de pek çok öğrenci gibi tarih öğrenmenin gerçek hayatta ne işimize yarayacağını hep merak etmişimdir. Ama bugün farkettiğim, yine bana çarpıcı gelen bir tarihi benzerlik karşısında bu bilgilerin gerçek hayatta işime yarayabileceğine karar verdim. Size de anlatayım.
Bugünlerin en popüler tartışmalarından biri GDO’nun yani Genetiği Değiştirilmiş Organizma’nın yararlı mı zararlı mı olduğu tartışması herhalde. Genetik ne demek kabaca tahmin ediyoruz ama kısaca tanımlamakta da fayda var. Genetik, antik Yunanca “köken” kelimesinden (genesis) türemiş.(daha fazla…)
“Adam Olmak” isimli şiiri duydunuz mu? Orjinal dili İngilizce olup “If” (eğer) diye geçer. Şiiri duymadıysanız birkaç dizesini burada alıntılayalım:1
Düşlere kapılmadan düş kurabilir,
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir,
ikisine de vermeyebilirsen değer,
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,
kandırabilir diye safları, dert edinmezsen,
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
koyulabilirsen işe yeniden. (daha fazla…)
Selahattin Duman’ın yazılarını ne çok beğendiğimi, hatta yazılarında tarif ettiği karakteri ne çok sevdiğimi beni tanıyorsanız çoktandır, ya da buradaki önceki yazılarımı okuduysanız1 artık biliyorsunuzdur. Bir yazısında2 Selahattin Duman, Gay Talese isimli araştırmacı yazarın bundan yıllar önce yazmış olduğu Thy Neighbor’s Wife (Komşunun Karısı) adlı biyografik romandan bahsetti. Yeniden okumak için yayınevlerinden birinin basmasını bekliyormuş kendisi. Bense Selahattin Duman kadar uzun yaşamayı beklemediğimden yeni baskı beklemedim. Birkaç sahafa hafiften de çekinerek soraraktan kitabı bulup satın aldım. Elimde şu anda Altın Kitaplar matbaası 1981 Ocak baskısı var kitabın. (daha fazla…)
Geçenlerde spor üzerine bir şeyler okuyordum. Sağlıklı bir diyette üç öğün yerine en az beş öğün yemek yenmesini salık veriyordu. Belki aşinasınızdır buna zira yakın zamanda çeşitli doktorlar da sıklıkla bunu önerdi. Sağlıklı bir diyetin esasları arasında asla çok acıkmamak yer alıyormuş. Bunu hatırlayınca birden kafama dank etti ve kendi kendime sordum: Ulan biz niye günde üç öğün yemek yiyoruz ki? Bununla da yetinmedim. Yemek saatlerinin neden bu şekilde olduğuna da kafam takıldı. Birileri üşenmemiş, bizim için düşünmüş taşınmış, öğle yemeği şu saatte yenir demiş biz de o saatte yiyoruz öyle mi? Malum insan merak eden hayvandır. Ben de merak ettim. Üşenmedim, araştırdım. (daha fazla…)
Merhabalar,
İlk defa kısa yazı yazacağım burada. Selahattin Duman’ı epeyce sever, ve mümkün olduğunca atlamadan, her yazısını okumaya çalışırım. Geçenlerde bir yazısında “települümür” diye bir kelime kullanarak internet tutkunlarına çattı1. “Bu kelimenin anlamını da Google’da bulun da göreyim” dedi. Gerçi hakkı var kelimeyi Google’da aratınca gelen sonuçlar yalnızca kendi yazıları (En azından şimdiye kadar öyleydi). Ama ben yine de üşenmeyip araştırdım ve gerek Ezoterik terim sözlüklerinde, gerek Osmanlıca-Türkçe sözlüklerde baktığım bu kelimenin anlamını bulamadım. Tabii ki bu sözlüklere para vermedim yoksa Bay Duman kazanmış olurdu değil mi? Girdiğim kitapçılarda baktım, lakin yoktu. (daha fazla…)
Home TV1, sağolsun, geçenlerde “Hepsinin bir hikayesi var”2 isimli programda dünyadaki mantı çeşitlerini inceledi ve mantının kökenleri hakkında kısaca bilgi verdi. Hayatının bir yerinde hamurla haşır neşir olmuş neredeyse tüm toplumlarda bir mantı çeşidi bulmak söz konusuymuş. Ama benim çok daha fazla ilgimi çeken konu şuydu. Koreliler bizim mantı dediğimiz yemeğin adına Mandu3 diyorlarmış. Bunu duyar duymaz hem çok şaşırdım hem de çok heyecanlandım. Logic-Mantık/Logi-Mantı şeklindeki çeviriye sıklıkla maruz kalan (tabii ki bu çeviriyi ara ara da kullanan : )) benim için “mantı” kelimesinin kökenine inme şansı bulmak açıkçası paha biçilmez bir fırsattı. Biraz inceleyip gördüm ki bizim mantı diye adlandırdığımız yemeğin uzak doğuda kullanılan adları (söyleniş olarak) hep birbirine benziyor. Örneğin Koreliler Mandu derken, Moğollar Mantuu4, Çin ise Mantou4 diyor. Biraz araştırınca gördüm ki, kelimenin çıkışı popüler inanışa göre Çin’in “Üç Krallık Dönemi”ne5, yani M.S. 220-280 yıllarına denk geliyor. Hikayesi ise kısaca şöyle (tercümedir): (daha fazla…)
Hep uzun uzun yazıyorum. Biraz da kısa ama öz yazayım dedim. Bakalım becerebilecek miyim.. Bizim sülale efradının (ki biraz Kayseri biraz Mersin diyebilirim özetle) ve çevresinin çok güzel sözleri vardır, uzun zamandır onlardan bahsedeyim diyorum. Hangisine atasözü deyip hangisine diyemeyeceğimize bırakalım TDK karar veredursun, benim çok hoşuma giden ve çoğu kez “cuk oturan” bu söz öbeklerine burada yer vereyim istedim. Kaynak veremiyorum ama bu kadar uyumlu söz öbeklerini ben uydurmuş olamayacağıma göre mutlaka doğrudur diyebilirsiniz. Yok diyemiyorsanız bunu da benim dehama yorun. (“Yer demir gök bakır” uygun bir sözümüz oldu buraya değil mi
) Neyse, güya kısa yazacak idim. Bir uyarıda bulunayım tabii. Burada kullanacağım kelimeler, bizim atalarımızın yapısına uygun olarak “günümüz terbiye sınırları” haricindedir. Ona göre okuyunuz veya okumayınız!!!
(daha fazla…)
Ahmet Hakan bugünkü yazısında cinsel çağrışım yapan yemek adlarına dinibütün öneriler getirmiş. Bu öneriler değil tabii ki konumuz. Konu, Sayın Hakan’ın önerileri getirirken “Türk milletinin en tuhaf buluşu olan ‘yengen’ adlı yiyecek”ten bahsetmiş olması. Ben de ne zamandır fırsatını bulsam da bu yengen denen yiyeceğin kökenlerini bir yazsam, şu Türk milletinin tuhaf(?) köklerine ışık tutsam diyordum. Tahmin edebileceğiniz gibi milletimin en tuhaf buluşu bu değil. Ama gazeteye köşe yazarken böyle ayrıntılara girmenin lüzumu yok değil mi? Yine de yazısının yarattığı etki için Ahmet Hakan’ı kutlarım. Fazla uzatmadan da gelelim esas meseleye. (daha fazla…)
Neskafe’nin ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz değil mi? Ya da en azından bir kıraathanede (ya da çağdaş adıyla kafe) neskafe istediğimizde bize nasıl bir şey sunulacağını tahmin ediyoruz. Veya bakkaldan selpak istersek bize ne vereceğini biliyoruz. Bunlar hep bir ticari markete ilk giren olmanın ne kadar önemli olduğunu ve de daha da önemlisi yaratıcı olmanın önemini gösteriyor bize. Tabii tekelin tehlikelerini de. Neskafe derken kastettiğimiz şey aslında suya atılınca eriyen tanecik li kahve. Oysa Neskafe, daha doğrusu Nescafe, Nestle’nin kahve çekirdeği tabanlı ürünlerinin genel adı. Veya Selpak, aslında bizim için cepte taşınabilir kağıt mendili simgeliyor ama yine bu da bir marka aslında. (daha fazla…)